Uzun yıllar Kırım üzerine araştırmalar yapmış, doktora tezini Kefe Sancağı üzerine çalışmış olan Prof. DR. Yücel Öztürk Osmanlı ile ilişkilerinden günümüzdeki Ukrayna-Rusya çekişmesine kadar Kırım’ın tarihine dair can alıcı soruları cevapladı…

Sayın hocam, jeopolitik olarak Avrupa Rusya-Türkiye üçgeninde Kırım niçin önemlidir?

Bir coğrafyanın jeopolitik değeri, kara ve deniz yapılanmalarının siyasi, iktisadi, askeri amaçlara uygun olmasıyla ölçülür. Bu açıdan bakıldığında Kırım, Çanakkale – İstanbul Boğazlarının kuzeydeki bağlantı noktasını oluşturur ve tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de başka bir coğrafyayla kıyaslanamayacak derecede ehemmiyet arz eder. Kırım, Asya’dan gelip Aşağı İdil’den Azak Denizi vasıtasıyla Karadeniz’e ulaşan ve Avrupa istikametinde devam eden tarihî İpek Yolu’nun temel merkezlerinden

Birini oluşturur. Sibirya, Kuzey ülkeleri ve Baltık sahasının güneye açılan kapısını da yine Kırım Yarımadası oluşturur. Kuzey âlemini Hazar Denizi’ne bağlayan İdil (Volga), yine Kuzey Rusya’yı Karadeniz’e bağlayan Özü (Dinyeper), Turla (Dinyester), Aksu (Buğ) ve Prut nehirleri aynı zamanda ağır tonajlı gemilerin seyredebileceği birer nakliye hattıdırlar. Bu nehirler Kırım ve ona bağlı ülkeleri Kuzey âleminin ticari ürünleriyle tanıştırırlar. Tuna Nehri, aynı şekilde büyük gemilerin Ren kıyılarına kadar seyredebileceği muazzam bir ulaşım köprüsüdür. Astarhan’dan Kırım’a gelen nakliye hatları, Tuna vasıtasıyla Batı Avrupa’ya kadar ulaşma imkânına sahiptir.

Anadolu jeopolitiği de Kuzey Karadeniz ve Kırım coğrafyasıyla en eski tarihlerden beri çok sağlam ticari, iktisadi ve kültürel ilişki içindedir. İstanbul’un iaşesinde Kırım ve çevresi daima birinci kaynak olmuştur. İstanbul’un gemi kerestesi ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan birisi de Kırım’ın Yayla Dağları eteklerinde yetişen nitelikli kayın ağaçlarıydı. Trabzon, Samsun, Sinop, Zonguldak gibi Kuzey Anadolu şehirleri, Kırım ve hinterlandı ile çok sıkı ticari ve iktisadi ilişki içinde idiler.

Rusya ve Osmanlı’nın büyük devlet olma noktasında kaderini tayin eden başlıca faktör Kırım Yarımadası olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in Kırım’ı fethetmesi sadece Türk tarihi açısından değil dünya tarihi açısından da bir kırılma teşkil eder. Burada hâkim olan Latin menşeli Ceneviz ve Venedik’in saf dışı edilmesi, “Osmanlı barışı ve birliği” fikrini en üst seviyeye çıkarmıştır. Rusya bu dönemde ehemmiyetsiz bir knezlik olsa da, 17. yüzyıl sonlarında Karadeniz’de ilk kez donanma sahibi olacak, yaklaşık bir asır sonra da Kırım’ı ele geçirdikten sonra büyük devletler safında yer alacaktır.

Yazının devamını Yedikıta Dergisi Mayıs (69. Sayı 2014) sayısından okuyabilirsiniz.

Prof. Dr. Yücel Öztürk

Recent Posts

İslâm Medeniyetinin Gençlik Aşısı Fütüvvet

Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevî omurgasını oluşturan fütüvvet ve onun Anadolu’daki tezahürü olan Ahilik, gençliği…

4 gün ago

“Gör Şimdi Top Atışı Nasıl Olurmuş!”

Küçük bir gemi reisliğinden kaptan-ı deryalığa kadar yükselen Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’in her köşesinde yankılanan…

4 gün ago

Divanyolu

Tarihin engin hatıralarını barındırır Divanyolu. Yerebatan Sarnıcı’ndan yola çıksanız, yol boyu sağlı sollu pek çok…

4 gün ago

Kânî Efendi’nin İstanbul Sevdası

Kânî Efendi’nin gönlündeki İstanbul’a gitme sevdası karşısında herkes, aklıyla konuşmuştu ama o, gönlüyle yürümüştü…

4 gün ago

Selçuklu Çağında Tefsir İlmi ve Selçuklu Müfessirleri

Selçuklu dönemi, tefsir ilminin müstakil bir disiplin olarak şekillendiği, farklı coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap veren zengin…

4 gün ago

Çatalca’nın Tarihî Surları

İstanbul’un ihtişamlı tarihinin gölgesinde kalan Çatalca Surları, şehrin dış savunma hattının bir parçası olarak beşinci…

4 gün ago