Osmanlı Tarihi

Yazıhane / 1812’deki Veba İstanbul’a Nasıl Bulaşıp Yayıldı?

istanbul

Bugün dahi salgın hastalıkların nasıl yayıldığı hususunda ciddi ilmi araştırmaların yapıldığını düşünürsek, 19. asrın başlarında yaşanan salgının sebeplerini tetkik etmek hiç de kolay olmasa gerek. Birçok sahada ihtisas yapan Şanizade Ataullah Efendi, aynı zamanda iyi bir tıp mütehassısı idi. 1812 yılında bizzat yaşadığı veba salgınının İstanbul’a nasıl bulaşıp yayıldığını, kendi adıyla anılan tarih kitabında anlatmıştı…

“Bundan önce olduğu gibi yine Mısır’da taun vuku bulmuş ve yine mücerrep olduğu üzere gelip gidenler sayesinde hastalık İzmir’e ulaşmıştır. Bu günlerde İzmir’den İstanbul’a gelen bir ticaret gemisinde dahi yolculuk esnasında taun zuhur etmiş ve içindeki Rum taifesinden birkaçı hastalık sebebiyle vefat etmiş. Gemi, Galata sahiline yanaştığı esnada dahi içeride vebalı hastalar varmış. Gemicilerin geri kalanı da gemiden çıkıp Galata ve Beyoğlu ve Tatavla’da Rum mahallelerindeki eş-dostlarının hanelerine veya umumhanelere gitmişler. Amma bizi kovarlar, evlerine almazlar diye endişe ettikleri için vebadan kaçtıklarını söylememişler… Bu salgın hastalık, ol mahallere dahi bulaşmış.

Evvela yine bu gemiciler ve eğleştikleri yerlerde görüşüp konuştukları kimseler; velhasıl kadın, erkek ve çocuk pek çok kimse, hızlı bir şekilde yayılan ve öldüren veba hastalığına yakalandılar ve sekiz-on saat içinde helak olmaya başladılar. Binaenaleyh ol civarda onlarla bir arada bulunmuş olan Rumlar, Ermeniler, Fener ve Kiremid Mahallesi ve Kumkapı semtlerinde oturanlar, can korkusuna bazen kendi evleri ve bazen dostlarının hanelerine çoluk çocuklarıyla taşınınca önce Fener ve Kumkapı taraflarında, sonra gayrimüslim tüccarların yer aldığı çarşı hanlarında görülen veba oradan da Müslümanların mahallelerine sirayet edip velhasıl bütün İstanbul ve etrafına yayıldı. Halk, üç-beş gün zarfında evlad ü iyalini, eşini dostunu toprağa verir oldu. Taun musibetiyle hüzün ve keder her tarafı kapladı…

Nasıl Tedbir Alınmalı?

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.), “Vebanın bir yerde ortaya çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz. Eğer sizin bulunduğunuz yerde ortaya çıkarsa, o zaman oradan çıkmayınız!” mealindeki hadis-i şerifine muhalefet eden cahiller müstesna, bu emre uyup itibar edenler, vebadan korunmuştur. Az veya çok, vebadan etkilenmeyen kimse kalmamışken böylece hareket eden dikkatli ve temkinli kimselerden hiçbirinin hanesine, biiznillah salgının sonuna kadar taun azabı isabet etmemiştir. Biz dahi hanemizde kadın-erkek 10-15 kişi, âlemlerin Rabbinin yardım ve muhafazasıyla vebadan korunduk.

Bununla beraber, fıkıh âlimleri ve hikmet ehli hiçbir kimse, bu illetin dahi sair bazı salgın hastalıklar gibi bulaşıcı olduğunda ihtilaf etmediler. Bazı ulema da “Allah’ın izniyle bulaşıcı bir hastalıktır.” diyerek hakikati beyan ettiler.

Özellikle yüz sene öncesine kadar bu ateşli hastalığın kaç kere tarumar ettiği Avrupa memleketlerinde, ahalisinin pek çoklarını taun ve veba yüzünden kaybetmiş olan Kırım ve Özi’de ve bunlar gibi bazı memleketlerde, bu illet zuhur ettiğinde sıkı tedbirler alınmakta, uygulanan karantina sebebiyle ciddi oranda salgının önüne geçilmektedir. Bizdeki aşılama ilmi oralara gideli, o memleketlerin insanlarının da çiçek hastalığını yendikleri, ehlince malumdur. Bununla alâkalı hususları, ben Hamse-i Şanizade isimli kitabımda etraflı bir şekilde anlatmıştım. Kaldı ki vebadan korunmak için gerekli tedbirlerin alınmasının caiz, hatta belki de vacip veya farz mesabesinde olduğu teslim edilir. 1511 senesi başlarında ortaya çıkan taun esnasında, hacda bulunup dönüş yolunda Şam ve Konya’da bazı fıkıh âlimleri ile müzakereler etmiş olan İdris-i Bitlisî merhumun yazdığı risale, bu hususta kâfidir.”

Kaynak: Şanizâde Mehmed Ataullah Efendi, Tarih, (Şanizade Tarihi I-II, ismiyle hazırlayan: Prof. Dr. Ziya Yılmazer), Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2008.

HAZİRAN SAYIMIZIN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir