Her Daim, Vesikalar Arasında

Halep’e Elektrikli Tramvay Ve Elektrik Dağıtım İmtiyazı Verildi

Tarihinin en parlak devrini Osmanlı hâkimiyetinde yaşayan Halep, cihan devletinin üzerinde ehemmiyetle durduğu bir şehirdi. Öyle ki elektriğin icadıyla Avrupa’da hızla yayılan elektrikli tramvaylar, Osmanlı topraklarında ilk defa payitaht İstanbul’dan önce Şam’da kullanılmış, İstanbul’dan hemen sonra da Halep’te hizmete girmesi gündeme gelmişti…

Zamanın en muteber toplu taşıma vasıtalarından tramvayın ilk örneği olan atlı tramvaylar, dünyada ilk defa Amerika’nın New York şehrinde 1842 yılında, Loubant isminde Fransız bir mühendisin projesi olarak faaliyete geçmiştir. 1845 yılından sonra Paris sokak ve caddelerinde de atlı tramvaylar görülmeye başlanmıştır. Müteakiben rakip ülke olan İngiltere’nin başşehri Londra da 1860 yılında atlı tramvaylara büyük bir ilgi göstererek, tramvay işletmesini aktif hâle getirmiştir. Elektrik kullanımının dünyada ve Osmanlı Devleti’nde hızla yayılması, hayatı kolaylaştırmıştır. Avrupa’da tramvayların şehir içi yolcu taşımacılığında pek çok kolaylıklar getirmesi Osmanlı’da da ilgi ve alaka görmüştü. Osmanlı Devleti’nde ilk elektrikli tramvay önce 1905’te bugünkü Suriye’nin başşehri olan Şam’da ve daha sonra 1914’te İstanbul’da hizmete girdi. Başlangıçta atlarla çekilen tramvaylar Osmanlı İstanbul’unda kullanıma açılan çeşitli hatlarla devam etti. Sonra günümüze kadar gelen elektrikli tramvaylara yerini devretti.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın emri ile elektrik kullanım alanları ve binaları hızla inşa edilirken, toplu taşıma araçlarına da el atılmıştır. Sultan Abdülaziz Han zamanında atlı tramvaylar için açılan hatlar Sultan İkinci Abdülhamid devrinde elektrikli tramvaylar ile değiştirilmiştir. İstanbul’dan evvel 1905’te Şam’da ve payitahttan bir yıl sonra, 1915 yılında Halep’te elektrikli tramvayın gündeme gelmiş olması Halep’e verilen önemi göstermektedir.

Elimizdeki vesikaya baktığımızda Halep’e elektrikli tramvay ve aydınlatma elektriği imtiyazının verilip bir an önce bu işin neticelendirilmesi gerektiği Bayındırlık Bakanlığı’nca gündeme getirilmiştir. Hatta 50 yıllık işletme imtiyazı da verilmiş, ancak bu imtiyaz Birinci Cihan Harbi’nde Halep’in elden çıkmasıyla hukukî muteberliğini yitirmiştir.

Günümüz Türkçesiyle:

Bayındırlık Bakanlığı

——————

Bayındırlık Dairesi

Danıştay Başkanlığı’na

Hülasa: Halep elektrikli tramvayı ile elektrikle aydınlatma imtiyazına ait incelemenin süratli bir şekilde neticelendirilmesi lüzumuna dair.

Efendim,

Halep elektrikli tramvayı ile elektrikle aydınlatma imtiyazına ait işlemlerin henüz tamamlanamadığından bahisle işin süratle neticelendirilmesi gerektiği bu kere mahalli halkın müracaatı üzerine Halep Vilâyeti’nden ehemmiyetle bildirilmiştir. Konuyla ilgili olup bakanlık tarafından 31 Kanun-ı sâni [1]327/13 Şubat 1912 tarihinde Başbakanlık’a takdim edilen evrakın Danıştay tarafından tetkik ve müzakere edilmekte olduğu haber alınmıştır. İki seneden beri bir hal çaresine bakılmayan, mahallince ve dolayısıyla İçişleri Bakanlığınca hızlandırılması istenen söz konusu yararlı teşebbüsün bir an evvel güzel netice ile bitirilmesi hususuna yüce himmetlerinizi sarf etmeniz konusunda emir ve ferman sizindir.

16 Muharrem sene [1]332/15 Aralık 1913

Bayındırlık Bakanı

Osman Nizami

Transkripsiyon

 Nâfi‘a Nezâreti

——————

Nâfi‘a Dâiresi

Aded

26

Şûra-yı Devlet Riyâset-i Celîlesine

Hülasa: Halep elektrikli tramvayı ile tenvîr-i elektrikî imtiyazına aid tedkikatın sür‘at-i intâcı lüzumuna dair.

Devletli Efendim Hazretleri,

Halep elektrikli tramvayı ile tenvîr-i elektrikî imtiyazına âid mu‘âmelatın henüz ikmâl olmadığından bi’l-bahis işin sür‘at-ı intacı esbâbının istikmâli bu kerede ahâli-i mahalliyenin müracaatı üzerine Halep Vilâyet-i aliyyesi’nden ehemmiyetle iş‘âr kılınmış ve husus-ı mezbûra âid olup makâm-ı nezâretden 31 Kanun-ı sâni [1]327 tarihinde cânib-i Bâb-ı Âli’ye mütekaddim evrakın Şûra-yı Devlet’çe derdest-i tedkîk ve müzâkere idüğü istihbâr olunmuş idüğünden  iki seneden beri bir sûret-i tesviyeye iktirân etmeyen ve mahallince ve dolayısıyla Dahiliye Nezâret-i celîlesince isti‘câl edilmekte bulunan mebhûsün-anh teşebbüs-i nâfi‘in bir an evvel hüsn-i intâcı hususuna himem-i aliyye-i riyâset-penâhîleri masrûf buyrulmak babında emir ve ferman hazret-i men lehü’l-emrindir.

Fî 16 Muharrem sene [1]332 ve Fî 2 Kanun-ı evvel sene [1]329

Nâfi‘a Nazırı

Bende

Osman Nizami

Önceki MakaleSonraki Makale

1 Yorum

  1. İslam dininin hamisi ve mücahidi olan Osmanlı Devlet’i nereden elini çektiyse orada kan ve gözyaşı durmak bilmedi. Adaleti, barışı, huzuru, mutlu bir hayatı yayan ve muhafaza eden devletin hüküm sürdürdüğü yerlerde refah seviyesi en üst derecelere çıktı. Lakin menfi hadiseler neticesinde elden çıkan memleketler bir daha o muazzam saadet devirlerine geri dönerler mi bilinmez ama harap ve metruk makus bir talihe düçar oldular. Yıkık dökük ve dehşet-engiz bir manzaraya büründüler. Maalesef bugün Halep’te aynı kadere ortak olmuştur. Devr-i Osmanide saltanat yıllarını yaşarken, ayrıldıktan sonra kan ve göz yaşı hiç durmadı. Devamlı surette akıp gitti o anaların ve piri fanilerin topraklaşmış nur yüzlü çehrelerinde…
    Dur diyecek, mazlumun göz yaşını silecek bir el uzanmadı bu zamana kadar. Bomba ve mermilerin tarihi mekanları nasıl yerle bir ettiğini temaşa ettik ve sustuk. Osmanlı’dan kalan eserler bir anda yerle yeksan edip, toprağın kara bağrına saplandı. Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan şehirler, sokaklar, caddeler şimdi susmuş ve yardım eli ne zaman gelecek diye bekliyorlar. Nerdesin Ey Osmanlı! Nidaları kulaklarda çınlıyor…
    Medeniyetin hüküm sürdüğü memleket şimdi harap ve bitap düşmüş. Bizde soruyoruz bir vakit tramvay sesleri ile çocuk seslerinin karıştığı bu yerler ne zaman huzura erecek? Ne zaman İslam’ın hadimi olan ve adaletle hükmeden bir nizami yönetim gelecek? Hazreti Allah bizi bu hallere düçar eylemesin. Halep, Şam, Musul ve Kerkük gibi birçok memleketler ata yadigarıdır ve dindaşlarımız mevcuttur. Bu sebeple oraların bizlerle manevi ve maddi kuvvetli bir bağı vardır. Orada akan her gözyaşı bizim bağrımıza kan olarak damlamakta. Niye gittin ey ulu çınar diye sitemler, haykırışlar kulaklarımızı tırmalamakta. Lütfen gönül kulaklarımızı tıkamayalım! Kanayan yaraları Osmanlı şefkatiyle saralım. Onlar, oralar bize 700 yıllık bir devrin hatırası ve emanetidir…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir